2 Kasım 2007 Cuma

Sosyalizm, Komünizm ve İslam

"Cemiyeti, hayalimizde, bütün emek ve ferd kadrosuyla küçültelim, basitleştirelim ve olanca faaliyeti, yalnız 10 çöpçünün günde birer somun ekmek karşılığı görecekleri iş protoplazmasına kadar indirelim... Bu 10 çöpçü, sabahın belli başlı saatinde kalkıp akşamın belli başlı saatinde yatmak üzere, her türlü adalet hesabı yerinde olarak aynı işi görseler ve 10 ekmeği gramı gramına paylaşsalar, bu kadar basite irca edilmiş bir misal içinde bile denkleşme gerçekleşebilecek midir? Hayır! Çünkü bahtına yokuşaşağı süpürmek düşen fertle, düpedüz veya yokuş yukarı süpürmek düşen insan arasında yine bir nispetsizlik doğacak ve ideal tevazünü bulmak, bu basit misalde bile, sunî altın yapıcılığı gibi imkânsızlığını ilân edecektir. Kâinatı tırnak törpüsüyle eğeleyip dümdüz hale getirmenin imkânı yoktur. "
Kaynak: NECİP FAZIL KISAKÜREK , Kitap: Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık

Önce tanımlarla başlayalım:


Bir haber grubunda şu şekilde tanımlamalar yapmışlar:

Sosyalizm: üretim araçlarının kamu adına devletin mülkiyetinde olduğu toplum düzeni.

Komünizm: üretim araçlarının mülkiyetinin olmadığı veya bir başka deyişle tüm topluma ait olduğu toplum düzeni.Kısaca bu şekilde tanımlanabilir. Ancak aralarında farklar vardır. Sosyalizmde devlet vardır, komünizmde yoktur. Sosyalizmde iktidar, işçi sınıfınındır; komünizmde sınıf yoktur vs. Komünizm=sosyalizm değildir ancak komünist ve sosyalist aynıdır denebilir. Çünkü bir komünist aynı zamanda sosyalisttir. Yani bütün komünistler sosyalisttir ama bütün sosyalistler komünist değildir.
Sosyalizm, kapitalizmden komünizme geçiş sürecidir aslında. Sosyalizmle komünizm arasında kesin, belirgin bir hat, bir çizgi yoktur. Tamam sosyalizm bitti dendiğinde, artık komünizme geçiyoruz, geçeceğiz ya da geçtik diye bir şey yoktur. Sosyalist toplumdan, sınıfsız topluma geçiş, kendiliğinden doğal olarak gerçekleşir. Başka bir deyişle, sosyalizm sınıfsız toplumu yaratmak için vardır. Dolayısıyla bir sosyalist aynı zamanda komünisttir.


Yukarıdaki tanımlamalara bakacak olursak en önemli olan şeyin insan olduğu bir yana bırakılarak kendilerince ideal bir sistem amaç ediniliyor. Sonuç itibariyle bir çeşit zulüm gerçekleşiyor. Çünkü insan tabiatına aykırı uygulamalar ya da düzen insan yaşamını güçleştiriyor. Yani insana zulüm ediliyor.

Neden insan tabiatını aykırı? Çünkü insan için en önemli değerlerden biridir özgürlük/hürriyet. İnsan özgürlüğünü kısıtlamak demek insanın iradesini yok saymak ya da önemsememek demektir.

Allah dahi insanı iradesi ve nefsi ile özgürlük sunuyor. Dinin emir, yasak ve tavsiyeleri vardır ama günah ve hata da vardır.

Bir de ben bu tür fikir, ideoloji v.b. yi bir çeşit putperestliğe benzetiyorum. İnsanın kendi eliyle yaptığı bir şeye tapması gibi bir sonuç var ortada. Mesela evrim de bir çeşit bilimsel putperestliktir.

Günümüzdeki komünizm hayranı ya da destekçisi olan kişiler Sovyetler Birliği (S.S.C.B)’ nde çeşitli nedenlerle komünizm gerçekleşmediğini söylerler. Bu sayede bir çeşit hayal satarak gerçek komünizm oluşturulabileceğini iddia ederler. Ayrıca başka insanları fikirlerini anlamamakla suçlarlar. Anlaşılmayacak fazla bir şey yok aslında: bir çok konuda insan iradesinin insandan alınarak sisteme devredilmesi istenmektedir.

İslam’da Kuran temel değer ve ilkeleri tanımlayarak insan yaşamı ve devlet yönetimi konusunda temel yapıyı tarif eder. Müslümanlar Peygamber Efendimizin yaşamını örnek alarak çok detay uygulama ve örnekleri kendi yaşamlarına uygulayabilirler. Dolayısıyla bugüne kadar İslam’dan habersiz ortaya atılmış fikir ve ideolojilerin varsa güzel yanları, bunları İslam içinde görmek çok zor değildir.

İslam prensiplerini benimsemiş bir yönetimde bir çok yönetim şeklindeki uygulamaların iyi yanlarını birleştirmek mümkündür. Mesela İslam insan hak ve hürriyetlerini ve fırsat eşitliğini savunur. Zenginlerin zekat v.b. ile fakirlere kendilerinde zaten ödünç olan Allah’ın malından vermeleri ister. Aynı zamanda mal sahibi olmakta bir özgürlüktür. İşçinin/çalışanın ya da insanların haklarını korumakta İslam dininin ortaya koyduğu önemli esaslardan biridir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Dolayısıyla Sosyalizm, Komünizm, Kapitalizm v.b. İslam’dan habersiz insanların ortaya koydukları hatalı çıkarımlardır.

Bazı insanlar Sosyalizm, Komünizm hayranları gibi aklı kendi ideolojilerini isbatlamak için kullanabiliyorlar. Ancak akıl sadece bu fikirleri isbata yoğunlaştığı için kişilerin doğruları içine hapis olmakta ve gerçekleri önemsememektedir. Bu durum büyülenmiş insan psikolojisi ya da davranışı olarak tarif edilebilir. Bunun sebebi de insanın bir yaratıcıya inanma duygusunun bir sistem fikrine olan inanç ile bastırılmak istenmesi olabilir. İnsanoğlu kendisini ve olayları bütün sebepleriyle bilemediğinden çoğu zaman gerçekleri idrak edemeyebilir ve kendi doğrularını gerçekmiş gibi zannedebilir. İslam’da insanın bu şekilde sapkın fikirler üretebileceği göz önünde tutularak, insanların her zaman Allah’a dua etmesi ve Allah’a güvenmesi istenir. Zaten ehli sünnet anlayışını yani Peygamberimizi, hayatlarında örnek, rehber ve ölçü olarak gören Müslümanlar bu sapkın fikir ve düşüncelerden uzak durabilirler.

Avrupa’da burjuva sınıfı ve kilise insanların hayatlarını oldukça zorlaştırmıştır. İnsanların hem maddi hem de manevi özgürlükleri ellerinden alınmıştır. Buna bir tepki olarak devrimci bir anlayış ile Sosyalizm, Komünizm ve Evrim Teorisi (bence teori dahi değil) icat edilmiştir. İslam toplumlarında mesela Osmanlı’da bir burjuva sınıfından ya da İslam dininin insanlara eziyet ettiğinden bahsedilemez. Dolayısıyla Sosyalizm, Komünizm gibi kavramlar İslam toplumlarına anlamsız gelmektedir.

Türkiye’de Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren okullar ve sistem sosyalizm fikrine sahip çıkacak insanlar yetişmesine neden olacak potansiyele sahipti. Örneğin 68 kuşagı olarak adlandırılan bir kesim ülkemiz de sosyalizmin anlaşılması tanınması ve uygulamaya geçilmesi için çaba göstermiştir. Sonuçta Türkiye’de sağcı ve solcu diyebileceğimiz kesimlerin radikalleşmesine ve kardeş kanı dökülmesini neden olmuştur. Ülke geri kalmış ve askeri müdahalelerle sarsılmıştır.

Günümüzdeki dinsiz PKK ve Kürt halkını temsil ettiğini iddia eden Sosyalist kişiler de Türkiye’deki sosyalizm hareketlerinden etkilenmişler ve bugün Türkiye’de bir çok sivil ve askerin ölmesine, Kürt halkının mağdur edilmesine ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun yeteri kadar gelişememesine neden olmuşlardır.

Bir başka haber grubunda ise Sosyalizm, Komünizm hakkında şu şekilde yorumlar mevcut:
Geride bıraktığımız şiddet ve vahşet dolu yüzyılın insanlığa en çok zarar getiren, dünyaya en fazla yayılmış olan ideolojisi kuşkusuz komünizmdi. Karl Marx ve Friedrich Engels adlı iki Alman filozof tarafından 19. yüzyılda tarihi zirvesine ulaşan komünizm, tüm dünyada Nazilerin ve emperyalist devletlerin soykırımlarını dahi geride bıracak kadar çok kan döktü. Masum insanların canına kıydı, insanlar arasında dehşet, korku ve ümitsizlik yaydı. Bugün bile demir perde ülkeleri ve Rusya dendiğinde insanların gözünde karanlık, puslu, renksiz, cansız sokaklar, tedirginliğin ve korkunun hüküm sürdüğü toplumlar canlanır. Her ne kadar 1991 yılında komünizmin yıkıldığı kabul edilse de, arkasında bıraktığı enkaz hala durmaktadır. "Eski tüfek" komünistler ve Marksistlerin bir kısmı ise, her ne kadar "liberalleştilerse"de, komünizmin ve Marksizmin karanlık yüzü ve insanları dinden ve ahlaktan uzaklaştıran materyalist felsefesi, bu insanların üzerindeki etkisini devam ettirmektedir.

20. yüzyılda dünyanın dört bir köşesinde terör estiren bu ideoloji, aslında antik çağdan beri varolan bir düşünceyi temsil ediyordu. Bu düşünce, materyalist yani maddeyi tek değer olarak gören felsefe idi. Komünizm bu felsefe üzerine bina edilerek, 19. yüzyılda dünya gündemine getirildi.

Komünizmin fikir babaları Marx ve Engels, materyalist felsefeyi "diyalektik" adı verilen yeni bir yöntemle açıklamaya çalıştılar. Diyalektik, evrendeki tüm gelişmenin, çatışma sayesinde elde edildiği varsayımıydı. Marx ve Engels, bu varsayıma dayanarak tüm dünya tarihini yorumlamaya giriştiler. Marx, insanlık tarihinin bir çatışmadan ibaret olduğunu, mevcut çatışmanın işçiler ve kapitalistler arasında geçtiğini ve yakında işçilerin ayaklanıp komünist bir devrim yapacaklarını iddia ediyordu.

Komünizmin iki kurucusunun en belirgin özellikleri ise, her materyalist gibi dine büyük bir düşmanlık beslemeleriydi. Her ikisi de koyu birer ateist olan Marx ve Engels, dini inançların yok edilmesini komünizm açısından zorunlu görüyorlardı.

Ancak Marx'ın ve Engels'in önemli bir eksikleri vardı; daha geniş bir kitleyi etkileri altına alabilmek için ideolojilerine bilimsel bir görünüm vermeleri gerekiyordu. İşte 20. yüzyılda yaşanan acılara, kaosa, toplu kıyımlara, kardeşi kardeşe kırdıran eylemlere ve bölücülüğe imza atan tehlikeli ittifak bu noktada ortaya çıktı. Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabıyla evrim teorisini ortaya attı. Ne ilginçtir ki, kitabında öne sürdüğü temel iddialar Marx ve Engels'in aradıkları açıklamalardı. Darwin, canlıların "yaşam mücadelesi" sonucunda, yani "diyalektik bir çatışma"yla ortaya çıktıklarını iddia ediyordu. Dahası, yaratılışı inkar ederek dini inançları reddediyordu. Bu, Marx ve Engels için bulunmaz bir fırsattı.